Bu site yetişkinlere yönelik bilgiler içermektedir. 18 yaşından küçükler için uygun değildir.

Kocamı Bir Kere Bile Çıplak Görmedim!




Evet böyle bir başlık atmak istedim çünkü 37 yıllık evliliğinde eşinin eşcinsel olduğunu ancak O öldükten sonra anlayan ve evliliği boyunca O'nun davranışlarına bir türlü anlam veremeyen bir kadının ağzından dökülen cümleler bunlar.

Toplum baskısı, el alem ne der ve kendini perdeleme adına yaşanılan evlilikler ve her iki tarafın da kararan hayatları. 

Oysa sizlere göre eşcinsellik bir "tercih" yada "özenti" değil mi? seçmek kadar kolay işler ve bizler çok narsist ve sadist olduğumuz için bu seçimlerimizden vazgeçmiyoruz. (yerseniz) gelin eşcinselliğimize "tercih" ya da "özenti" olarak bakanlar sadece 1 günlüğüne siz de eşcinselliği tercih edin ve empati yapın zor olmasa gerek bir seçim kadar uzağınızda sonuçta, hatta sadece "hayal" edin. 

Olmadı di mi? Olamaz da, olmuyor da. 

Gelelim Eşcinsel bir adamla evli kalan ve sonradan bunu fark eden bir kadının mektubuna;

Hollanda^daki Volkskrant gazetesinin hafta sonu ekinde her hafta yayınlanan bir röportaj sonucu ortaya çıkan bir olaya buyrun bizlerde şahitlik edelim;
____

Hikayede Valeria takma ismini kullanan kadın bugün 75  yaşında ve 37 yıllık evliliği boyunca, kocası ile sadece üç kez cinsel ilişkide bulunmuş. Ta ki, adam ölene kadar da anlamamış bunun nedenini.

Gençliğimde ‘bir erkek seninle vücudun için beraber olmuyorsa eğer, sana sen olduğun için değer veriyordur’ diye öğrettiler bize rahibeler,” diye anlatıyor kadın.

Ve devam ediyor:

“Evliliğimizin ilk yıllarında kocam bana yaklaşmayınca, aklıma bir şey gelmedi bu yüzden. Bana değer verdiğini düşündüm. Otuz yedi yıl birlikte yaşadım onunla ve o süre boyunca sadece üç kez cinsel ilişkide bulundu benimle. Her defasında da hamile kaldım. Yorganı kafamıza kadar çektikten sonra lambayı kapatırdı ilişki sırasında. Uzun sürmezdi zaten. Üçüncü çocuktan sonra, bir daha da elini sürmedi bana.

Güzel bir adamdı kocam. Çok çekici buluyordum onu, dokunsun istiyordum bana ama o her seferinde itiyordu beni. Bir keresinde sordum hatta. Neden istemiyorsun, dedim ama cevap alamadım soruma. Onu hiç çıplak görmedim ben mesela. Banyonun kapısını hep kilitlerdi. Katolik olmam arzularımı dizginlemeye yetmemişti ama bu konuda konuşmamayı öğretmişti. Hafifmeşrep, ya da seks meraklısı zannederler beni korkusu ile kimseye açamadım derdimi. Ölene kadar, ona dokunamadan, aynı yatağı paylaştım kocamla.

Yatak odasına giden koridorun verdiği acı dayanılmaz olurdu bazen. O yüzden ben erkenden çıkardım odaya. O gece yarısı, bir-iki gibi gelirdi yatağa. Beni bir kez kollarına alsın diye çok geceler bekledim ama, almadı. Beklemekle geçti yıllarım.

Başka yerde köreltmek istemedim duygularımı; onu istiyordum ve iyi ve kötü günde onunla beraber olmak üzere Tanrı’nın önünde yemin etmiştim. Evime, çocuklarıma, işime verdim kendimi sonra. Neyse ki onlar emeklerimin değerini bildiler. İşimde de başarılıydım.

Eşim öldükten sonra, evliliğim sırasında görmediğim sinyalleri bir bir algılamaya başladım. Evlenmeden önce, ‘iki yatak alırız’ demişti bana. O zaman anlam verememiştim ama kabul etmiştim yine de. İki ayrı yatak ve tek bir çarşaf dış dünyaya bizi çift gösteriyordu ama gerçekte iki ayrı, iki yalnız insandık evin içinde.

Öldükten birkaç hafta sonra, 2010 yılında, üç tane adam aradı beni. Kocamı yakından tanıdıklarını söyleyip başsağlığı dilediler bana.

Üçünü de ayrı ayrı eve davet edip konuştum onlarla ve o konuşmalardan sonra birçok şey yerine oturdu. Onun kızgınlıklarının, asabiyetinin, hüsranının, beni reddedişinin, suskunluğunun, birçok şeyin nedenini anladım.  

Öğretmendi. Homoseksüel olduğunu bilselerdi eğer, atarlardı onu işinden.

Hayatını, başkalarını normal olduğuna ikna etmekle geçirmiş meğer. Vizite kartı, kalkanı da benmişim. Aptal de, salak de bana ama aklımın ucundan bile geçmemişti onun homoseksüel olduğu.

62 yaşındaydı kanser olduğunu öğrendiğinde. Bir sene sonra da öldü zaten. Ölüm döşeğinde bile bir şey söylemedi bana. O üç adamla konuştuktan sonra acılarım biraz olsun hafifledi diyebilirim. Karanlık bir evliliğin azabından kurtulmuş, sorularıma cevap almıştım.
Mutsuzluğumuzun nedeni ben değilmişim meğer. Bunu bilmek özgürleştirmişti beni. 

Yalansız yaşamanın nasıl bir şey olduğunu örgendim sonra. Yeni bir insan tanıdım, sevdim, sevildim, kadın olduğumu hissettim ama neyazık ki onu da kaybettim.

Özgürlüğe kavuştum kavuşmasına da, o kaybolan yılların acısı bir türlü çıkmıyor içimden.
Eşim hem kendi hayatını, hem de benimkini mahvetti.
Ne o istediği gibi yaşayabildi, ne de ben.

Birbirimize o kadar yakın olmamıza rağmen, birbirimizin acılarından habersiz bir hayat yaşadık ve en çok ağırıma giden de bu.

Kafama sıkasım geliyor o yıllar aklıma geldikçe. Yazık değil miydi bize?

Ne kadar safmışım, diyorum kendi kendime. Ama benim ne suçum vardı ki?

Rahibeler öyle öğretmişti.”

Benzer yaşamlara, farklı oldukları için, yok edilen, dışlanan, sırlarını kendileri ile birlikte öbür dünyaya götürmek zorunda bırakılan, olduğu gibi yaşama hakkı elinden alınanlara hitaben, onların anısına…

Bron, Volkskrant, 15 Şubat 2014.

Kaynak
O Gay Ben de Blog Yazarı