Bu site yetişkinlere yönelik bilgiler içermektedir. 18 yaşından küçükler için uygun değildir.

Kısa Filmler 3


L'abandon (1996)

1996 Belçika yapımı filmimizin süresi ise 7 dk.

Toplam süresi 7 dk olan film, insan ömrünün de kısa sürede ne kadar alt üst olabileceğini gösteriyor. Adını Türkçe'ye İHMAL olarak çevirebileceğimiz film en ufak ihmalin bile nelere mâl olabileceğini acımasızca gözümüze sokuyor. Mutlaka izleyin korunmasız ilişkiden kaçının, kondom kullanın, kullanılmasını teşvik edin.

imdb puanı 5.4 olan filme benim puanım ise 8.



Boygame (2013)

2013 İsveç yapımı filmin süresi 15 dk.

Kanka seviyesinde arkadaş olan elemanlarımız "erken boşalmayı nasıl önleyebiliriz" diyerek birbirlerini eğitmeye karar verirler. (yersen) "Okulumda taş gibi oğlan var ama nasıl götürebilirim?" sorusuna güzel bir taktik verebilirler (lol) Elemanlar eşcinsel mi değil mi siz karar verin ama benim kararım en azından birisi öyle :P

imdb puanı 5.2 olan filme benim puanım ise 8.



Cappuccino (2010)

2010 İsviçre yapımı filmin süresi 16 dk.

Filmi izlerken okul yıllarınıza gidip "bu beni anlatmış" diyebilirsiniz. Jeremy çoğu eşcinsel gibi okuldaki straight arkadaşına aşık. Öyle ki duştaki oynaşmalarında bile (tabii ki kendisiyle) onu düşlüyor. Sınıftaki hallerini görüp "aynı ben demiştim size" diyebilirsiniz. Fakat bu düş nereye kadar sürecek? İzleyin efenim.

Filmin imdb puanı 5.8 iken benim puanım ise 9.



Blokes (2010)

2010 Şili yapımı filmin süresi 15 dk.

Cinselliği yeni yeni keşfeden elemanımız karşı bloktaki oğlanı istemsizce dikizlemektedir. (Bildiğin biri teşhirci biri gözlemci lol) Yalnız otobüsteki karşılaşmalarındaki oyunculuk ve hissedileni seyirciye yansıtma muhteşem. Savaş ortamında karşılıklı ışık oyunlarının sonu acaba nereye varacak? 

imdn puanı 5.5 olan filme benim puanım ise film sonunda "iyi bok yedin evladım" diyerek 7.

iyi seyirler.



Kısa Filmler 2



Protect Me From What I Want (2009)

2009 İngiltere yapımı filmin süresi 13 dk

İngiltere'nin Leeds şehrinde ailesi ile birlikte yaşayan Hindistanlı Saleem genellikle eşcinsellerin toplanıp buluştuğu noktaya gider ve içini yiyip bitiren bu duygularının cevabını arar ve bulur da. Kimi zaman gerilseniz de ki bu Saleem'den kaynaklı filmin son sahnesi / yaşattıkları ve size bıraktığı his oldukça gerçek izleyin ;)

Filmin imdb puanı 7.1 benim ise 10 efenim.





In the Closet (2008)

2008 ABD yapımı filmin süresi ise 15 dk.

Efenim başrollerde Sean Paul Lockhart oynuyor ki siz hepiniz çok iyi tanıyorsunuz di mi? (Aslında Brent Corrigan desem daha iyi tanımış olursunuz :P )

Brent ilk deneyimi yaşayacak genç delikanlı rolünde iken (yersen) eve getirdiği eleman ile yaşadığı deneyimi ve (Birisinin dışarı çıkması için diğerinin içeri girmesi gerekir) repliği ile birlikte film bitiyor izleyene ne veriyor ne anlatmak istiyor ben anlamadım :D Brent için izlenir lol.

Filmin imdb puanı 4.8 benim ise 5 (O da Brent'e)



Freunde (2001)

2001 Almanya yapımı filmin süresi 21 dk.

Homofobi ile başlayıp kankalık müessesine uzanan yolda bu iki arkadaşın vakitlerini nasıl geçirdiklerini ve birbirleri üzerindeki keşiflerini izliyoruz.Eşcinsel olan karakterimiz duygularını gerçekten yaşarken diğeri daha çok piçlik ve ânı kurtarma peşinde gibi bilemedim izleyin.

imdb puanı 6.6 olan bu film benden ise 6 alıyor efenim. (kime neyse)




James (2008)

2008 İngiltere yapımı bu filmin süresi 17 dk.

Bugünki tanıtımlarımdan en önemli olanı bu olsa gerek. Zira problemli bir aile, sorunlu bir baba ve kendine baba şefkati (!) arayışına giren bir çocuk. Bu şefkati ise okul öğretmeninde bulmaya çalışıyor. 

Bu kısa filmi hem ailelerin hem de eğitimcilerin izlemesi gerek zira etrafınızdaki çocukların ne gibi sorunlar yaşadığını ve bu sorunlara nasıl yaklaşılması gerektiğini bilmeniz gerekiyor aksi halde çocuklar pedofili hastalarının kucaklarına istemeden de olsa itilmiş oluyor :/

filmin imdb puanı 6.0 benim ise 8

Bir daha ki film köşemizde görüşmek üzere iyi seyirler...


Kısa Filmler

Bildiğiniz üzere LGBT içerikli filmlerin yanında hatırı sayılır sayıda kısa metrajlı filmler de çekiliyor. Adamlar 90 dk' da verilmek isteneni max. 15 - 20 dk' da veriyor :P Bende izlemiş olduğum kısa filmlerin herbiri için ayrı ayrı başlık açmaktansa tek seferde tanıtayım dedim. Buyrun bakalım;



1992 (2016)

2016 Fransız yapımı bu filmimizin süresi 25 dk. 

Babası ile yaşayan Martin elinde bir kamera etrafında ne var ne yok çekmektedir. Aynı zamanda eşcinsel olan Martin'in kendini keşfedişine de şahit oluyoruz. Kendine güvenen ve cesur hamleleri karşısında da şaşırmamak elde değil :P. Bakalım kamerası Martin'in başına daha neler açmış olabilir?

Filmin imdb puanı 6.7 benim puanım ise 9




My Name is Love (2008)

2008 İsveç yapımı bu filmin süresi 20 dk.

Gerçek bir olaydan esinlenerek çekilen filmin konusu biraz can sıkıcı. Eşcinsel olan Love isimli gencimiz kız arkadaşı ile takılmaktadır. İçkinin ve eşcinsel duygularının verdiği gazla kendini bir arayış içerisinde bulur. Maalesef bulduğu kişi evli bir straight'dır. (yersen) Bu sözde straight arkadaşımız "en azılı homofobikler eşcinseller arasından çıkar" cümlesinin altını çizercesine homofobilk bir eşcinseldir. (sonradan bunu anlıyoruz)

Filmin imdb puanı 5.0 benim puanım ise 9




The Morning After (2012)

2012 İngiltere yapımı bu filmin süresi ise 15 dk.

Sırf baş roldeki elemanın sabah uyanıp işemeye gidip tekrar yatağa girdiği ahnesi için bile izlenir (pardon film tanıtıyorduk dimi kolonyamı getirin) 

Yine eşcinsel olan ama "acaba" diye gel-gitler yaşayan elemanımızın kendini keşfetmesini, yaşadığı gel-gitleri ve en sonunda da noktayı koyuşunu izliyoruz. Tabii neye karar verdi neye nokta koydu izleyin görün hıh. Ayrıca barda tanıştığı elemanın ise günümüz hornet ilişkilerine yakışır yaptığı hareket ise olayları cuk diye özetliyor.

Filmin imdb puanı 5.1 iken benim puanım ise yine 9



41 Sekunden (2006)

2006 Almanya yapımı film 4 dk' lık.

Platonik olarak aşık olduğunuz elemana kısa filmde geçen yöntemle yapışabilirsiniz -lol- bir iddaaya girin bişey edin bilemem artık. Filmde ise kısa süreli inatlaşmanın "sonucunu" izliyoruz. Ve evet 2 erkek daha iyi öpüşür hıh.

Filmin imdb puanı 6 benim de puanım 6

iyi seyirler, zahmet edip izlerseniz yorum yapmayı unutmayın ;)


Ne izledim: The Fluffer (2001)



Yine bir film tanımı ile merhaba efenim.

2001 yapımı film, kısacası porno aktörüne aşık olan kezban bir gay ve onun etrafında dönen olayları anlatıyor. :)

Adamlar; 30 dakikalık filmi 5 dakikada izleyen bizler için "aslında o filmleri çekerken nelerle uğraşıyoruz bi bilseniz" deseler yeridir yani. Hoş bazı porno filmlerin backstage görüntüleri oluyor fekat (öyleymiş yani ben bilmem -yersen- :D) film tam da öyle birşey sayılmaz.

Fluffer; porno filmlerin kulis arkasında, aktör veya aktörlerin sertliklerini kaybetmemeleri için kullandıkları yardımcılara verilen isim. Örneğin 5 kişi 1 kişiye dalacak efenim 1 veya 2 kişi olaya başlıyor, e diğer 3 kişi kenarda sırasını bekliyor heh o bekleme sırasında bizim fluffer dediğimiz eleman bekleyenleri her daim hazır vaziyette tutmaya çalışıyor :D yani oral sex yaparak yardımcı oluyor. Fekat bu emektar arkadaşımız kamera da görünmüyor. Filmi izleyince ne demek istediğimi anlarsınız zaten.

(fluffer olmak için başvuru formu doldur diye google'a yazdığınızı görür gibiyim lol)

Fluffer'ı Türkçe'ye "kıyakçı" olarak çevirmişler ki cuk oturmuş "kıyak çekmek" "kıyak iş" "bu da sana bir kıyağım olsun" derken ne demek istediğinizi / istendiğini anlayın :D

Ayrıca filmde straight olup eşcinsel pornosunda oynayanlara da bir gönderme var ki ben de bunları anlamıyorum neyse, esas oğlanımız afişini de gördüğünüz üzere straight  bir porno yıldızı ki bir ara takım taklavat görüyorsunuz (dönen göz smileysi) bizim fluffercı emektar ise buna aşık oluyor ve olaylar gelişiyor. 

1 ödül ve imdb'den 5,7 alan bu film benden de 6 alıyor efenim.

Her film tanıtımında olduğu gibi filme ait yakışıklı ise zaten afişte duruyor :)


iyi seyirler...


Ne izledim: Lucky Bastard (2009)




LGBT temalı filmler kuşağında bugünkü misafirimiz Romantik Drama kategorisinden ABD yapımı bir film oluyor.

Görüntü ve ses olarak oldukça cüretkar (!) olan filmin konusu ise; mimar olan eşcinsel arkadaşımızın bana göre bencil (!) olan sevgili ile bıçak sırtı giden ve karşılıklı beklentiler içerisinde olan ilişkilerinin arasına 1 yıl bir sürenin girmesi ve bu süre zarfında başrol oyuncumuzun kendini arayışı ile alakalı. Sığınak olarak yanaştığı liman onun üzerinde nasıl bir etki yapacak izleyin ve görün.

Ayrıca, sadakat, uyuşturucu illetinin götürüleri ve yarını düşünmeden günü kurtarmacasına yaşam tarzlarına da el sallıyorsunuz.

(tanıtım hiç içime sinmedi dergi sayfası tanıtımı gibi oldu ama napalım lol)

Efenim imdb'den 4.4 almış olan filme ben de görüntüler ve çevirisine vermiş olduğum katkıdan mütevellit :)) 6 veriyorum.

Klasikleşmiş olan filmin yakışıklı köşemize ise; (bana göre)





Dale Dymkoski (Denny) oturuyor. 

Başrol oyuncusu Patrick Tatten (Rusty)' nin bazı açılarda Atilla Taş'a benzemesi sinirlerinizi bozabilir. :P

Şu da filmden bi kare ilgi çeksin diye :D)




İyi seyirler.



Blog 7 yaşında



9 Aralık 2017 itibariyle blogu yazmaya başlamamın üzerinden 7 yıl geçmiş. Çocuk olsa anasınıfını bitirip ilkoukul 1'e başlamıştı bile :)

Geçen zamanlar tüketim toplumu olmamızdan kaynaklı bu platformları da tüketti. Eskisi kadar hareketli olmasa da ki "gay içerikli bloglardan bahsediyorum" yazdıklarımızın buralarda bir yerlerde kalması, ihtiyacı olanların google üzerinden gelip okuması bile yeterli bi sebep ara sıra da olsa burayı canlı tutmak için.

Sonuç olarak;

blogspot varoldukça bu blogta buralarda bir yerlerde varolmaya devam edecek ;)

Eşcinsel İntiharlarına DUR de!


“Çünkü yaşam, el-âlemden ve diğerlerinden daha kıymetli”


Bu konuyu daha önceden defalarca blogumda ele almıştım, önemli ve hassas bir konu olduğu için tekrar tekrar ele almakta fayda var. Maalesef nice hayatlar bir hiç uğruna “çevrelerindeki kalabalıklara rağmen yalnız hissettiklerinden” yitip gidiyor.

Hiç bir şey, ama hiçbir şey sizden, sizin yaşamınızdan ve sizi bekleyen güzel yıllardan daha önemli ve öncelikli değil. Gelin öncelik verdiğiniz kavramları teker teker ele alalım;




Aileniz mi?

Elbette aile hepimiz için değerli bir kavram. Varlıklarının değerini yokluklarında anlıyor insan. Ayrıca hepimiz için eğitim ve öğretimin başladığı ilk basamak. Çoğumuz için dünya bir tarafa ailemiz bir tarafa. Bizi dünyaya getiren ebeveynlerimiz, bizi büyütmek ve yetiştirmek zorundadır! Bu zorundalık, yaşamımız boyunca bizlerin her şeyine karışacakları anlamına gelmemeli. Karar mekanizmasından çok destek mekanizması konumunda olmalılar. Ne ailemizi karşımıza almalı ne de üzerimizde baskı kurmalarına izin vermeliyiz.

Bu konudaki diğer bir çekince ise; “eşcinsel olduğumu ailem ya duyarsa” endişesidir. Öncelikle kimsenin; gerek aile gerekse arkadaş çevren olsun,  senin cinsel yöneliminle ilgili bilgileri bilmek gibi bir zorunluluğu yoktur. Olumlu bir ortam yakalamadıktan ve kendin açılmak istemedikten sonra kimseye bir şey kanıtlamak ve açıklama yapmak zorunda değilsin. Ayrıca; hiç kimseye; “ailem beni bilmiyor, bilirlerse mahvolurum” gibi ileride sıkıntı çıkarabilecek ya da kötü niyetli kişilerin şantaj malzemesi olarak kullanabileceği bilgileri ellerine koz olarak verme. “ailem biliyor ve sorunumuz yok” demek en basit olan yol olsa gerek. Buradaki kritik nokta senin kendini ne kadar kabul ettiğin ile alakalıdır. Yoksa “ailem ne der” demek bana göre; kendi varlığını kolay kabullenememenden dolayı kendine kestiğin bir ceza ve kaçış noktası. Ailen psikologa gitmeni istiyorsa git. Bugün gerçek manada işini yapan birçok psikolog, işinin uzmanı ve şarlatan değil. Senin sayende ailenin de bilinçlenmesini sağlayabilirler. Ayrıca sen bile kendi kafandaki kıyıda köşede kalmış cevapsız sorularına cevap bulabilirsin.

Kendi ayaklarının üzerinde durup, kendi kendine yeter olduğun bir zaman, ailenin yanından zaten ayrılacaksın. Senin kendine zarar vermen ya da canına kıyman “kimseye” ders vermeyecektir ! Ve kimse daha “iyi” birisi olmayacaktır ve “kimsenin” düşünceleri olumlu veya olumsuz yönde değişmeyecektir. Olan seni bekleyen güzelim yıllara ve “kıydığınla kaldığın” canına olacaktır. Her bunaldığında “daha iyi olacak” demeyi, 1 sene, 5 sene veya 10 sene sonrasını düşünmeyi, geleceğe dair planlar kurmayı, hedefler koymayı ve o hedefler uğruna çalışmayı öğren. 




Okulunuz mu?

Bi dakika kusup geliyorum. Bugün geriye bakıp düşündüğümde ortaokuldan 1, liseden 4, üniversiteden ise 6-7 tane görüştüğüm arkadaşım var. Hani nereye gitti o kıyamet gibi kalabalık olan sınıf mevcudu, -hiç. Okul bittiği zaman onlarda bitiyor. Bir daha hayatının en ufak köşesine bile dâhil olmuyorlar. O zamanlar kafana taktığın kişiler için gülüp geçiyorsun “neden kendimi üzdüm ki” demek kalıyor geriye. Öyleyse ileride yanından geçse dahi dönüp bakmayacağın kişilere şimdiden kafayı takman yersiz. Sen onları ne kadar umursamazsan onlar o kadar kuduracaklardır. Dene ve gör.

“bizleri ötekileştirenler, ötekileştirdikleri şeyin ezikliğini çeken eziklerdir”

Nasıl mı? Sen daha zekisindir, daha mantıklı, daha popüler, daha bakımlı. Gözlük takan ama sınıfın en çalışkanı olanı “inek” diye etiketlemedik mi? Yada hırsımızı alamayıp “dört göz” diye. Çünkü biz tembeldik, o çalışkan ve kendi ezikliğimizi onu ezerek yok saymaya ve ondan üstün kılmaya çalıştık. Peki sana “ibne” ya da “top” diyorlar. Neden diyor olabilir? Ya; daha bakımlı ve giyimine özen gösteriyorsundur ya daha kibar ve saygılısındır ya da karşı cinsle çok iyi anlaşıyorsundur. Sonuç yine kıskançlık ve hasetle söylenmiş sözde hakaret kelimeleri. Bunlar mı senin canını sıkan? 3-5 yıl içerisinde ömründe tekrar görmeceğin eziklerin taktığı sıfatlar mı? Ne yazık!. Hiç biri senden daha kıymetli değil. Bu gibi insanlar kendi kusurlarını perdelemek için etrafında toplanan birkaç şakşakçı ile tatmin olan ötekileştirme meraklısı “ötekiler” değil mi? Kaçmak yerine bunların üzerine git. Yeri geldi mi kulaklarını tıka, duyma, umursama yeri geldi mi de “Evet öyleyim ne olmuş de”. Senin kendine zarar vermen ya da canına kıyman “kimseye” ders vermeyecektir ! Ve kimse daha “iyi” birisi olmayacaktır ve “kimsenin” düşünceleri olumlu veya olumsuz yönde değişmeyecektir. Olan seni bekleyen güzelim yıllara ve “kıydığınla kaldığın” canına olacaktır. Her bunaldığında “daha iyi olacak” demeyi, 1 sene, 5 sene veya 10 sene sonrasını düşünmeyi, geleceğe dair planlar kurmayı, hedefler koymayı ve o hedefler uğruna çalışmayı öğren.





Arkadaşlarınız mı?

Birçoğu yüzlerine maske takmış günü kurtarıcılar. Peh !. Etrafında maskelerini takmış sözde arkadaşların olacağına, seni sen olduğun için seven 1-2 dostun olsun daha iyi. Özellikle ergenliğin vermiş olduğu heyecanla karı – kız muhabbeti yapıp senide içlerine çekmeye çalışanlara karşı bir şeyler ispatlamak zorunda değilsin. Dinle, gül, geç, uydur. Okul kısmında dediğim gibi sana lâkâp takmaya kalkanları TAKMA. Bu kadar basit. Ayrıca bizler birer oyuncak peluş değiliz kimsenin oyuncak peluşu olma. 

Senin kendine zarar vermen ya da canına kıyman “kimseye” ders vermeyecektir ! Ve kimse daha “iyi” birisi olmayacaktır ve “kimsenin” düşünceleri olumlu veya olumsuz yönde değişmeyecektir. Olan seni bekleyen güzelim yıllara ve “kıydığınla kaldığın” canına olacaktır. Her bunaldığında “daha iyi olacak” demeyi, 1 sene, 5 sene veya 10 sene sonrasını düşünmeyi, geleceğe dair planlar kurmayı, hedefler koymayı ve o hedefler uğruna çalışmayı öğren.




Sevgiliniz mi?

Elbette en can sıkıcı konulardan birisi ama “can alıcı” değil. Bihter’in ölüyorum anlasanakafası ise hiç değil. Biliyorum aşk çok zor üzerine de çok yazdık. Ama zaman her şeyin ilacı değil mi zaten. En nihayetinde nefret bile etmeye başlıyorsun. “Bunun için mi döktüm göz yaşları mı, bunun için mi yedim bitirdim kendimi” diyerek kendinize kızma garantisi bile veriyorum. O yüzden ETME! Sevgilim olmuyor, çok çirkinim diye de üzülmenin anlamı yok. heleki günümüzde. Özellikle appsler üzerinden kurulan ilişkilerin en kısa sürede çatırdaması normaldir. Hep dediğim gibi kolay ulaşmak hızlı tüketimi yanında getiriyor. İlişkiler sadakatsiz. Elbette bir gün seni sen olduğun için seven ve senin onu sevdiğin gibi sana sevgi dolu gözlerle bakan birileri çıkacaktır. TERK edilsen dahi senin kendine kıyman ONU üzmeyecektir / üzülse bile 1 aya gelmeden herkes unutur / unutulur sense toprak olduğunla kalırsın. Varsa üzerindeki ölü toprağını silk ve yaşamanın ayrı noktalarından zevk almaya bak mesela bir KEDİ yada kimi zaman ailenden bile sadık olabilecek bir KÖPEK sahiplen.


Din mi?

Elbette ilahi bir dine inanan birçoğumuz için, içinden çıkılması en zor ve çetrefilli konu din. Din olarak İslamiyeti seçmiş biri olarak burada vaaz vermek, âyet yorumlamak, hadis tefsiri yapmak benim görevim değil yapamam da. Tıpkı çevremizdeki birçok kişinin bu konuda ahkâm kesemeyecek olması gibi. Zira hiç kimsenin Tanrı adına hüküm vermesi kendini O’nun yerine koyması kabul edilemez. Kimin ne gibi bir hesaba çekileceğini ancak O bilir. Günahın büyüğü / küçüğü olmaz. İntihar etmek en büyük günahlardan ise sen eşcinsel olduğun için intihar ettiğin zaman arınmış mı olacaksın?

Madem din ile eşcinselliğini barıştıramadın ve intihar etmeye karar verdin, bu kararın sonucu – sebebinden daha ağır değil mi? Bugün alkol, sigara, hırsızlık, dolandırıcılık, komşu hakkını çiğneme, kul hakkını yeme vs vs bana göster bakalım bunlardan soyutlanmış birisini. Ya da sana “günahkâr eşcinsel” diyenlerin eteklerindekileri bi dökelim bakalım ortalığa. Ben eşcinsel olarak günahkâr olmadığımı düşünüyor, eşcinselliğimi bahane ederek dinime küsmüyorum. Hesabımı yüce yarada bırakıyorum. Bence sende öyle yap. Kimse Tanrıcılık oynamasın ! .


artık YETER, bu ölümlere bir DUR denilmesi gerekiyor bunu diyecek olanda bizleriz, sizlersiniz

Biraz sağlam irade, ne yalnız ne de yanlışsınız.

Yaş aldıkça kafanızdaki sorular daha bir yerli yerine oturacaktır.

Psikologa gitmeye çekinmeyin,

Okul rehberlik hocaları ile iletişime geçmeye çekinmeyin,

Hayatlarınıza son vermek çözüm değil; hayal edin, en sevdiğiniz kişiyi düşünün ama asla ölüm hayallerinizi süslemesin…


Her türlü LGBT - fobiyi lanetliyorum...





*ilk kez 22 Haziran 2015' de yayınlandı.