Bu site yetişkinlere yönelik bilgiler içermektedir. 18 yaşından küçükler için uygun değildir.

Arkadaşıma Ondan Hoşlandığımı Söyledim!


Selam;

Ne zamandır Güzin Abla kıvamında (lol) bir yazı yazmıyordum. Bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere tumblr hesabımdan gelen soruları ara ara cevaplıyorum. ahanda bunlar. Yine bu tarz takipçilerimden bir soru almış bulunmaktayım. Sorunun içeriğine bakınca bunu tumblr'dan cevaplamak yerine diğer blogumda konu olarak ele alayım ki daha faydalı olsun dedim. 

(şu zamanda "gençler şu tarihte şu saatte parti var kim kime dum duma aman sabahlar olmasın gelin duvardan duvara" içerikli bir yazı yazsam daha hoşunuza gider daha bir reyting alırdı ya neyyse. Yozlaşan ve yıpranan gay life hızla çürümeye doğru yol alıyor vesselam.

Başlığa bakınca "sanki benim başımdan geçmiş" gibi dursa da değil efenim. Gelelim soruya;



Maalesef biz eşcinsellerin en büyük paradokslarından birisi yakın arkadaşlarımıza aşık olmak oluyor. Genelde okul çağlarımız; eşcinsel duygularımızın ortaya yeni yeni çıktığı, kendimizi keşfettiğimiz, kızdığımız, korktuğumuz, bastırdığımız, utandığımız "lan noluyoruz" dediğimiz zamanlar. Zira bu duyguların hepsini "okuldan bir arkadaşımızdan hem de hemcinsimizden hoşlanarak" yaşıyoruz. Sonrası ise platonik.

Sana gelecek olursak en yakın arkadaşına ondan hoşlandığını söyleyebildiğin için seni tebrik ediyorum. Ayrıca o arkadaşını da tebrik etmek gerekir ki hala dost olarak kalabileceğini söylemiş.

Buradan şöyle bir çıkarım yapmasınlar özellikle heterolar; eşcinsel bir erkek her erkekten HOŞLANMAZ. Eşcinsel bir arkadaşınız var ise o illa size karşı bir şeyler besliyor demek DEĞİLDİR: Hani "bana yaklaşmasın da ne yaparsa yapsın" kafası ile yaşamanıza gerek yok. Zaten beden dilini okuyabiliyorsanız o kişinin sizden hoşlanıp hoşlanmadığını dakkasında anlarsınız. Her eşcinsel arkadaşınız sizden hoşlanıyor diyemeyeceğimiz gibi hoşlanmaz da diyemeyiz. Tamamen aranızdaki elektriğe bağlı bir durum. Sonrasında dost kalırsınız yollarınızı ayırırsınız o sizlerin bileceği iş.

Soruya dönecek olursak; her ne kadar arkadaşın dost kalmak istemiş olsa bile sen içindeki duygularını bastıramayıp onunla bir şeyler yaşamak istediğini bile ima etmişsin. (o.O) 




Şaka bir yana bu sefer araya mesafe koymak zorunda kalmış ve ara ara da görüşmeye devam etmiş. En sonunda da yavuz hırsız ev sahibini bastırır hesabı onu kendinden sen uzaklaştırmışsın ki böyle yapman daha iyi olmuş yoksa her an için acı çekecektin bir nevi platonik aşk gözünün önünde senin yanında ama aslında yanında değil falan.

Böyle bir arkadaşı kaybettiğin için üzülebilirsin ama tekrar görüşürsen içindeki köz tekrar alevlenecektir. Tamamen kopup başka bir sevgili bulduğun zaman sevgilin ile birlikte onu arayabilirsin bence. Merak etme platonik aşklar bile ölüyor zamanla yıllar sonra karşılaşınca tatlı bir tebessüm kalıyor yüzünde eskiye dair kendi içinde :)


Kabus Gecesi!



Selam;

Geçenlerde çıkan bu haberi okumuşsunuzdur. Her fırsatta "Tehlikeye bir adım daha yakınız" diyerek örneklerle bu gibi tehlikeleri açıklamaya çalıştım. Hatta geriye dönük yazılara tekrar bakmak istiyorsanız TIKLAYINIZ.

Önce bir habere bakalım;

----------------------------------------------------

KONYA’ da sosyal medya üzerinden tanışıp arkadaş oldukları tavuk çiftliği sahibi 29 yaşındaki H.A.A.'yı çırılçıplak soyup işkence yaparak parasını, kredi kartlarını ve otomobilini gasp ettiği iddia edilen 4 kişi polisin operasyonu ile yakalandı.

Olay, geçen cuma günü saat 22.00 sıralarında merkez Selçuklu ilçesi Sille Caddesi üzerinde meydana geldi. Mobilyacılık yapan 19 yaşındaki Muammer D., 5 ay önce sosyal medya hesabı facebookta evli 1 çocuk babası olan tavuk çiftliği sahibi H.A.A. ile tanışıp arkadaş oldu. Bu süre içerisinde ikili internet üzerinden ve cep telefonu ile sık sık görüştü. Mummer D., H.A.A.ya mesaj atarak görüşmek istedi. H.A.A. da kendisine ait otomobille buluşma adresine gitti.

ALKOP ALIP, İŞKENCE YAPTILAR

Muammer D. aynı mesleği yaptığı arkadaşları H.A. (19), Z.T. (21) ve M.K. (20) ile birlikte H.A.A. ile buluştu. Birlikte Meram İlçesindeki Akyokuş mevkisine giden grup bir süre alkol aldı. Mummer D., alkol aldıktan sonra arkadaşları ve H.A.A. ile birlikte Sille Barajına gitti. Şüpheliler iddiaya göre burada H.A.A.yı zorla çırılçıplak soydu. H.A.A.’nın cüzdanında bulunan 750 lira parasını ve kredi kartlarını aldı. Daha sonra H.A.A.'yı kemerle dövüp, işkence yapan şüpheliler, bu anları cep telefonu ile videoya çekti. Daha sonra da bu videoyu internette paylaşacaklarını söyleyip tehdit ederek H.A.A.’dan 40 bin lira istedi. H.A.A. ise o kadar parasının olmadığını, kendisine ait tavuk çiftliğine giderlerse senet verebileceğini söyledi.

ELLERİNDEN KAÇTI

Şüpheliler H.A.A.'yı da alarak sahibi olduğu merkez Karatay ilçesinde bulunan tavuk çiftliğine doğru yola çıktı. Tavuk çiftliğine geldiklerinde H.A.A., birden arabadan atlayarak şüphelilerin ellerinden kurtuldu. Şüpheliler de H.A.A.nın otomobilini alarak çiftlikten ayrıldı.

Kaçtıktan sonra yakınlardaki bir eve sığınan H.A.A. yardım istedi. Hastaneye kaldırılan H.A.A. burada tedavi altına alındı.

"DERS VERMEK İSTEDİK"

H.A.A'nın polise yaptığı şikayetin ardından Gasp Büro Amirliği'ne bağlı ekipler kısa sürede şüphelilerden Mummer D.’nin adresini belirledi. Ekipler şüpheliyi merkez Selçuklu ilçesindeki adresinde yakaladı. H.A.A.’ın otomobilini park ettikleri yeri polise gösteren Mummer D., olayı birlikte gerçekleştirdikleri arkadaşlarının da isimlerini verdi. Polis diğer şüpheliler H.A., Z.T. ve M.K.'yı da kısa sürede gözaltına aldı. Parayı harcadıkları belirtilen şüphelilerin polise verdikleri ifadelerinde, ’Bize asılıyordu. Bacağımızı filan elledi. Bizde ona ders vermek istedik’ dedikleri kaydedildi.

Şüphelilerin kendi cep telefonları ile çektikleri işkence videolarını sildikleri, ancak H.A.A.’nın telefonundan çektikleri videoyu silmeyi unuttukları belirlenldi.


Polisteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirildi. Polisin geniş güvenlik önlemi altında otomobilden indirilen şüpheliler 'Çekme. Adam mı öldürdük' şeklinde bağırarak kendisini görüntüleyen basın mensuplarına saldırmak istedi. Polis tarafından güçlükle zaptedilen şüpheliler sağlık kontrolünün ardından 'Yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten yaralama, şantaj' suçlamalarıyla adliyeye sevk edildi. Hastanede tedavisi tamamlanan H.A.A.'nın ise taburcu olduğu belirtildi.

KAYNAK

----------------------------------------------------

"ders vermek istemişmişler"

19 - 20 yaşlarındaki veletlerin 29 - 30 yaşındaki birisi ile ne gibi ortak noktası olur acaba da buluşurlar gece vakti diye sorarlar adama. Olayı "eşcinsel suistimal" zeminine indirirerek "paçayı sıyırmaya" çalışan bu ve bunun gibi yaratıkların en ağır şekilde ve "hafifletici" sebepler olmadan cezalandırılması gerekiyor. Zira planlı, programlı ve organize bir olay var ortada.

Bakın arkadaşlar;

Artık zaman tüketim zamanı maalesef. Kolay ulaşım hızlı tüketim. Gay appslerin rezillikleri ortada.Ve kimin ne mal olduğu kimin gerçek kimin sanal olduğu bile muamma. Böyle bir ortamda kiminle neden buluştuğunuz çok önemli. Bu tarz buluşmalarda nelere dikkat etmeli önceki yazılarımda bolca yazdım ama bu yazı da çok uzun olduğu için şimdi tekrar yazsam arada kaynayıp gidecek ayrı bir başlık altında tekrar yazarım. 

Kerimcan DURMAZ


Selam;

Konu mu bulamadın da Kerimcan hakkında sende yazmaya karar verdin diyenleriniz için evet Kerimcan hakkında olumlu / olumsuz bir çok şey yazıldı, çizildi ve yazılmaya da devam ediyor haklısınız fakat Tumblr hesabıma bir süre önce gelen soruyu buraya aktararak konuya giriş yapalım bakalım ben bu konuda neler düşünüyorum ;) (kime neyse)




Hepimizin de farkında olduğu üzere Kerimcan'a hem hetero aleminden hem de gay aleminden tepkiler geliyor hatta bu tepkiler fiziki olarak saldırmaya kadar gitti. Bu tıpkı "Evlilik programları iyice raydan çıktı birileri buna el atmalı" demeye benziyor zira bakarsan herkes şikayetçi ama programlar reyting rekorları kırıyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.

Peki Kerimcan'a kızanlar kimler?

- 94 doğumlu ibne 2 kırıttı dünyanın malını götürdü ben askeri ücrete talip diyerek hasetlenenler mi,

- ayol "ablan star bebeğimi" ilk ben söyledim bu lubun patlattı "ne mana" diyip "ben ondan daha iyi kıvırtıyorum ayhhh" diyen zırıllar mı, (bilen bilir e-disco da bunları ilk söyleyen BoncukStar' dı hıh)





 (videoyu izleyin :) )

- ciddi manada homofobik olanlar mı,

- oğlum bunları izliyor bunlardan örnek alacak diye tedirgenleşen ebeveynler mi,

- lan ben de ünlüyüm onun kadar kazanamıyorum diyen kıskançlar mı,

- eşcinselliği tek tipleştiriyor diyenler mi,

yukarıda saydıklarımın alayı bu ve buna benzer sebeplerle Kerimcan'a kızıyor, hasetleniyor, çekemiyor vs. Oysa fırsat verilse onu bile geçip götüyle dağı devireceklerinin farkında bile değiller. (yerseniz)

"Eşcinselliği tek tipleştiriyor" noktasında bir virgül açmakta fayda var.

Kerimcan doğaldır ya da yapmacıktır orasını tam kestiremem ama feminenliği abartı düzeylerde yaşadığı kesin. Heleki bunun ekmeğini de yiyor olunca daha fazla sivriliyor. Peki eşcinselliği tek tipleştiren sadece Kerimcan mı? Elbette değil başta homofobikler olmak üzere Televizyon Dünyası eşcinselliği;

eşcinsellik = fatih ürek = feminen gay = kadın olmak, kadınlığa özenmek, kadın gibi hareket etmek = Kerimcan = zırıl = çıt kırıldım = kaypak = güvenilmez

olarak lanse etmiyor mu? Filmlerde, dizilerde hep böyle yansıtılmıyor mu? bir çok heteroyu geçtim gizli (!) eşcinsellerin ve homofobik eşcinsellerin akıllarının bir noktasında "kadın gibi olmak" korkusu yatmıyor mu? Velhasılı eşcinsel bir erkek olmak bilinç altında hep böyle adlandırılmıyor mu? 

Bunun ana sebeplerinden birisi ataerkil toplum ve bu toplumun yönlendirmeleri değil mi? Televizyon ve şov dünyası da bu toplumun bir yansımasından başla bir şey değil sonuçta.



Bu algıya çomak sokan "Kılıç Günü" adlı dizinin başına gelenleri hepimiz biliyoruz. Normal(!) görüntülü 2 erkeğin yatak sahnesi anormal gelmişti ve dizi apar topar yayından kaldırılmıştı. Çünkü taş gibi 2 erkek vardı ekranda, olamazdı, bu algılara tersti. RTÜK ne diyecek tüü reziller diyerek kumandasına basan evin direği erkek Fatma Gülün Suçu Ne dizisindeki tecavüz sahnesi ile hayallere dalacak ve iç geçirecekti.

Yine bu algıya çomak sokan bir film. Hatta tüm Kabadayı geçinen racon kesen ağır abi takılan kafalara ve beyinlere tokat gibi gelecek olan filmden bir sahne, Rasim Öztekin'in Kabadayı filmindeki sürmelinin sözleri;






"Bendeki göt hiç birinizde yok" diyerek raconun alasını kesecek, canı pahasına da olsa adam satmayacak, babacan ve bir o kadar da yardım sever bir karakter çizecekti ekranlarda.

evet Kerimcan homofobiklere ve eşcinsel algısına negatif yönde su taşıyor olabilir fakat bu onun suçu değil. Ve bu algının ekmeğini de çatır çatır yiyor...

Dip Not: Kemal Doğulu ile olan fotodaki detaya dikkat ! (detayı fark edenler neyi fark ettiler ve ben neyi düşünürek dikkat çektim yoruma yazabilirler :) (sonradan yazıcam ne olduğunu)

Leonera (2008)


imdb puanı:7.1 
benim puanım:6
filmin yauşuklusu: yok

Selam;

Türkçe ismi "Aslan İni" olarak çevrilen 2008 Arjantin yapımı bu film tam manası ile LGBT içerikli bir film değil. Biliyorsunuz burada LGBT temalı filmleri paylaşıyorum.Fakat;

Film'de Aşk yaşayan 2 erkek ve 2 kadın var bu da dikkatleri üzerine çekiyor ;)

Film, kimin işlediği belli olmayan bir cinayet ile başlıyor ve sonuna kadar da "acaba kim suçlu" diye sorguluyorsunuz. Öte taraftan filmi lgbt içerikli bir film olarak ele alamadığımız gibi cinayet filmi olarakta ele alamıyoruz :) İzlerken O "an'a" odaklanıyorsunuz ve yargılamalarınız O an'lık oluyor. 

Cezaevi koşulları, cezaevinde doğup büyüymek zorunda kalan çocukları, anne psikolojisini vs izliyorsunuz hem de tüm çıplaklığı ile zira filmin başrol oyunucusu da dahil bir çoğunu saf çıplaklığı ile görüyorsunuz. (makyaj yok en doğalı ve en itici yanıyla)

Aşk yaşayan 2 erkek var dedik ya bunun birisi baştan ölüyor zaten. savcı 2 erkek 1 kadının bulunduğu yerde işlenen bu cinayeti sorgularken avukatın savunması dikkat çekici;

"Cinayeti işlediği varsayılan kadının sevgilisi ile eve getirdiği diğer erkeği aynı yatakta görmesi sonucu "kadınlık" duyguları ile oynanması"

Bu savunmanın haklı / haksız kısmını size bırakıyorum izleyici / okuyucu.

Gelelim başta söylediğimiz aşk yaşayan 2 kadın olayına,

Burada da devreye cezaevi koşulları giriyor. Bundan da şöyle bir soru ve sonuç çıkarmak istiyorum;

Soru: Ne kadar karşı çıkılırsa çıkılsın belli bir süre sonra ortamın ve kıstılılığın getirmiş olduğu duygular ve baskılar sonucu kişi hemcinsine duygusal yada cinsel yaklaşabilir mi?

Sonuç; filmde de görüldüğü üzere yaklaşabilir mış!

ya sizce,

iyi seyirler...

Blog 6 Yaşında



9 Aralık 2010 yılı, ilk yayınımı attığımda gelip geçici bir heves olacak sanmıştım fakat oldukça güzel anıları ve arkadaşları bana kazandırdı bu blog.

Son 2 yıldır oldukça az yazmak durumunda kaldım bazı sebeplerden dolayı. Ne yazık ki ülke olarak gerek içerde gerek çevresinde gerekse dışarda binbir türlü bela ile uiğratığımız için pekte morallerimiz yerinde olamıyor maalesef.

Homofobi ve insanlara tahammülsüzlük arttı. Daha 3 - 4 yıl öncesine kadar onur yürüyüşlerini bir parti havasında yapardık o günler blogumda birer anı olarak kaldı. İnsanları tanıdıkça da bazı şeylerden soğuyoruz işte.

Velhasılı;

Google blogspot hizmeti vermeye devam ettikçe blogta burada yaşamaya devam edecek.

Görüşmek üzere ;)

1 Aralık Dünya AIDS Günü


Aids hakkında söylenecek fazla söz yok zaten. Kısaca değinecek olursak AIDS; (Acquired Immune Deficiency Syndrome) yani sonradan kazanılmış bağışıklık sistemi yetersizliği.

İlk adı konduğunda ne olduğu az çok bilinsede neden olduğu konusunda hiç bir bilgi yoktu. Sonradan bir virüsün sebep olduğu yapılan araştırmalar sonucu belirlenince HIV (Human Immunodeficiency Virus - İnsan Bağışıklık Yetersizliği Virüsü) adı kondu. Vücudun bağışıklık sistemini oluşturan akyuvarları hedef alıp kendisi çoğalırken onları zayıflatması sebebiyle vücudun bağışıklık sistemini zayıflatmış oluyor. Vücut normalde rahatlıkla başa çıkabileceği enfeksiyonlarla bile baş edemez hale eliyor. Hiv(+) olan birisinin ilerde  illaki AIDS olacak diye bir derdi yok ama devamlı ilaç kullanarak bu virüsü sınırlayarak bağışıklık sistemini etkilemeyecek halde tutmak mümkün lakin ömür boyu ilaçlara mahkum olmak, giden paralar ve ilaçların yan etkisi düşünüldüğünde "nasılsa kontrol altına alınabiliyor artık","ölümcül hastalıklar listesinden çıkarılıp ilaçla kontrol altında tutulabilen hastalıklar kategorisine eklendi" demek kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil. Bu yüzden özellikle tek gecelik ilişkilere dikkat etmekle birlikte mutlaka kondom kullanılması gerekmektedir. Oral sekste bile ağızda yara varsa bulaşma riskinin olduğunu unutmamak lazım.


Daha düne kadar AIDS'in homoseksüel hastalığı olduğunu varsayan, Tanrının bizleri cezalandırdığını öne süren kişilerin AIDS'în cinsel kimlik tanımadığını en sık görülme oranının da heteroseksüellerde olduğunu (bu normal hetroseksüel kimliğin Dünya'da daha fazla olması) geçte olsa fark etmesi bilinçlenmesi iyi bir şey. Lakin yine de Dünya'da AIDS'e harcanan araştırma giderleri bu hastalığın tedavisi için harcananlardan kat be kat düşük umarım en kısa sürede bu virüsü toptan ortadan silecek bir iğne ilaç vs bulunur.



Video'yu izleyin oldukça çarpıcı !!!



Dünyada savaşa ve silaha harcanan paranın fazla değil 10 da 1 i bile bu tarz hastalıkların tedavisi ve yok edilmesine harcansa sanırım dünyada bu tarz hastalıklar kalmazdı. İnsanoğlu kadar nefret kusan başka bir yaratık olmasa gerek. Yaşadığımız dünyanın bile içine sıçıyoruz sonrada utanmadan yeni dünyalar aramaya kalkıyoruz.





Asrın Vebası AIDS yazımı da okuyunuz!

* İlk yayınlanma ytarihi 1 Aralık 2011

Kocamı Bir Kere Bile Çıplak Görmedim!



Evet böyle bir başlık atmak istedim çünkü 37 yıllık evliliğinde eşinin eşcinsel olduğunu ancak O öldükten sonra anlayan ve evliliği boyunca O'nun davranışlarına bir türlü anlam veremeyen bir kadının ağzından dökülen cümleler bunlar.

Toplum baskısı, el alem ne der ve kendini perdeleme adına yaşanılan evlilikler ve her iki tarafın da kararan hayatları. 

Oysa sizlere göre eşcinsellik bir "tercih" yada "özenti" değil mi? seçmek kadar kolay işler ve bizler çok narsist ve sadist olduğumuz için bu seçimlerimizden vazgeçmiyoruz. (yerseniz) gelin eşcinselliğimize "tercih" ya da "özenti" olarak bakanlar sadece 1 günlüğüne siz de eşcinselliği tercih edin ve empati yapın zor olmasa gerek bir seçim kadar uzağınızda sonuçta, hatta sadece "hayal" edin. 

Olmadı di mi? Olamaz da, olmuyor da. 

Gelelim Eşcinsel bir adamla evli kalan ve sonradan bunu fark eden bir kadının mektubuna;

Hollanda^daki Volkskrant gazetesinin hafta sonu ekinde her hafta yayınlanan bir röportaj sonucu ortaya çıkan bir olaya buyrun bizlerde şahitlik edelim;
____

Hikayede Valeria takma ismini kullanan kadın bugün 75  yaşında ve 37 yıllık evliliği boyunca, kocası ile sadece üç kez cinsel ilişkide bulunmuş. Ta ki, adam ölene kadar da anlamamış bunun nedenini.

Gençliğimde ‘bir erkek seninle vücudun için beraber olmuyorsa eğer, sana sen olduğun için değer veriyordur’ diye öğrettiler bize rahibeler,” diye anlatıyor kadın.

Ve devam ediyor:

“Evliliğimizin ilk yıllarında kocam bana yaklaşmayınca, aklıma bir şey gelmedi bu yüzden. Bana değer verdiğini düşündüm. Otuz yedi yıl birlikte yaşadım onunla ve o süre boyunca sadece üç kez cinsel ilişkide bulundu benimle. Her defasında da hamile kaldım. Yorganı kafamıza kadar çektikten sonra lambayı kapatırdı ilişki sırasında. Uzun sürmezdi zaten. Üçüncü çocuktan sonra, bir daha da elini sürmedi bana.

Güzel bir adamdı kocam. Çok çekici buluyordum onu, dokunsun istiyordum bana ama o her seferinde itiyordu beni. Bir keresinde sordum hatta. Neden istemiyorsun, dedim ama cevap alamadım soruma. Onu hiç çıplak görmedim ben mesela. Banyonun kapısını hep kilitlerdi. Katolik olmam arzularımı dizginlemeye yetmemişti ama bu konuda konuşmamayı öğretmişti. Hafifmeşrep, ya da seks meraklısı zannederler beni korkusu ile kimseye açamadım derdimi. Ölene kadar, ona dokunamadan, aynı yatağı paylaştım kocamla.

Yatak odasına giden koridorun verdiği acı dayanılmaz olurdu bazen. O yüzden ben erkenden çıkardım odaya. O gece yarısı, bir-iki gibi gelirdi yatağa. Beni bir kez kollarına alsın diye çok geceler bekledim ama, almadı. Beklemekle geçti yıllarım.

Başka yerde köreltmek istemedim duygularımı; onu istiyordum ve iyi ve kötü günde onunla beraber olmak üzere Tanrı’nın önünde yemin etmiştim. Evime, çocuklarıma, işime verdim kendimi sonra. Neyse ki onlar emeklerimin değerini bildiler. İşimde de başarılıydım.

Eşim öldükten sonra, evliliğim sırasında görmediğim sinyalleri bir bir algılamaya başladım. Evlenmeden önce, ‘iki yatak alırız’ demişti bana. O zaman anlam verememiştim ama kabul etmiştim yine de. İki ayrı yatak ve tek bir çarşaf dış dünyaya bizi çift gösteriyordu ama gerçekte iki ayrı, iki yalnız insandık evin içinde.

Öldükten birkaç hafta sonra, 2010 yılında, üç tane adam aradı beni. Kocamı yakından tanıdıklarını söyleyip başsağlığı dilediler bana.

Üçünü de ayrı ayrı eve davet edip konuştum onlarla ve o konuşmalardan sonra birçok şey yerine oturdu. Onun kızgınlıklarının, asabiyetinin, hüsranının, beni reddedişinin, suskunluğunun, birçok şeyin nedenini anladım.  

Öğretmendi. Homoseksüel olduğunu bilselerdi eğer, atarlardı onu işinden.

Hayatını, başkalarını normal olduğuna ikna etmekle geçirmiş meğer. Vizite kartı, kalkanı da benmişim. Aptal de, salak de bana ama aklımın ucundan bile geçmemişti onun homoseksüel olduğu.

62 yaşındaydı kanser olduğunu öğrendiğinde. Bir sene sonra da öldü zaten. Ölüm döşeğinde bile bir şey söylemedi bana. O üç adamla konuştuktan sonra acılarım biraz olsun hafifledi diyebilirim. Karanlık bir evliliğin azabından kurtulmuş, sorularıma cevap almıştım.
Mutsuzluğumuzun nedeni ben değilmişim meğer. Bunu bilmek özgürleştirmişti beni. 

Yalansız yaşamanın nasıl bir şey olduğunu örgendim sonra. Yeni bir insan tanıdım, sevdim, sevildim, kadın olduğumu hissettim ama neyazık ki onu da kaybettim.

Özgürlüğe kavuştum kavuşmasına da, o kaybolan yılların acısı bir türlü çıkmıyor içimden.
Eşim hem kendi hayatını, hem de benimkini mahvetti.
Ne o istediği gibi yaşayabildi, ne de ben.

Birbirimize o kadar yakın olmamıza rağmen, birbirimizin acılarından habersiz bir hayat yaşadık ve en çok ağırıma giden de bu.

Kafama sıkasım geliyor o yıllar aklıma geldikçe. Yazık değil miydi bize?

Ne kadar safmışım, diyorum kendi kendime. Ama benim ne suçum vardı ki?

Rahibeler öyle öğretmişti.”

Benzer yaşamlara, farklı oldukları için, yok edilen, dışlanan, sırlarını kendileri ile birlikte öbür dünyaya götürmek zorunda bırakılan, olduğu gibi yaşama hakkı elinden alınanlara hitaben, onların anısına…

Bron, Volkskrant, 15 Şubat 2014.

Kaynak